logo

Nadal set vermeden turladı

Nadal set vermeden turladı

Tek erkeklerde dünya bir numarası İspanyol Rafael Nadal Çek Jiri Vesely'yi 6-3, 6-3 ve 6-4'lük setlerle 3-0 yenerek çeyrek finale yükseldi.

9 numaralı seribaşı John Isner ise, Yunan rakibi Stefanos Tsitsipas'ı ve 12 numaralı seribaşı Sırp Novak Djokovic de Rus Karen Khachanov'u 3-0 yenerek tur atladı.

Aynı başlıktaWimbledonRoger FedererSporcuRafael NadalSporcu

Esther Vergeer: Yenilmez

Esther Vergeer: Yenilmez“İnanılmaz hayat hikâyeleri” ya da “Bileği bükülmeyen ütopik kahramanlar”, sinemada izlemeye alıştığımız ama aslında…

“İnanılmaz hayat hikâyeleri” ya da “Bileği bükülmeyen ütopik kahramanlar”, sinemada izlemeye alıştığımız ama aslında bizim de öznesi olmayı arzuladığımız konulardır. Peki bu hikâyeler içinde Esther Vergeer’inkini ne kadar biliyoruz? Eurosport Türkiye ekibinden Kuzey Kılıç, kadınlar tekerlekli sandalye tenisinin efsanevi isminin kariyerini yazdı. Günümüz spor izleyicisi çoğunlukla rekorların büyüsüne kapılıp gitmiştir… NBA yıldızı Wilt Chamberlain’in bir […]

"İnanılmaz hayat hikâyeleri" ya da "Bileği bükülmeyen ütopik kahramanlar", sinemada izlemeye alıştığımız ama aslında bizim de öznesi olmayı arzuladığımız konulardır. Peki bu hikâyeler içinde Esther Vergeer'inkini ne kadar biliyoruz? Eurosport Türkiye ekibinden Kuzey Kılıç, kadınlar tekerlekli sandalye tenisinin efsanevi isminin kariyerini yazdı.

Günümüz spor izleyicisi çoğunlukla rekorların büyüsüne kapılıp gitmiştir... NBA yıldızı Wilt Chamberlain’in bir maçta attığı 100 sayı, Roger Federer’in 20 Grand Slam’i, Usain Bolt’un 100 metre ve 200 metrede elde ettiği dereceler... Birazdan bahsedeceğimiz kadınlar tekerlekli sandalye tenisinin yıldızı Esther Vergeer’in ise... En iyisi hızla anlatmaya başlayalım.

Hollandalı yıldızın teklerde Ocak 2003 yılında başlayan galibiyet serisi, emekli olduğu Şubat 2013 yılına kadar devam etti. Evet, kendisi bu 10 yılda 120 turnuvaya çıktı ve oynadığı 470 maçın hepsini kazandı. Bu maçlarda yalnızca 18 set kaybetti. Paralimpik Oyunlar’da tekler kategorisinde dört ve çiftler kategorisinde üç altın madalya, Grand Slam’lerde gelen 21 tekler ve 23 çiftler zaferi... Dünya 1 numarası olarak geçirdiği süre tam 688 hafta. Esther Vergeer = Yenilmez.

18 Temmuz 1981’de Hollanda’da dünyaya gelen Vergeer, dönem şartlarına göre ortalamanın üstünde yaşam standartlarına sahip olan mutlu bir ailenin çocuğuydu. Dört yaşına kadar sporla arası pek iyi olmadı, genel olarak evde annesiyle zaman geçiriyordu. Altı yaşında ise yüzme derslerine başladı. Bir gün yüzme dersinin ardından eve gelen Vergeer, birkaç dakika sonra bilincini kaybetti. Bilinç kaybının yanı sıra baş dönmesi de yaşayan Hollandalı, ailesi tarafından hastaneye götürüldü. Yapılan ilk kontrollerin ardından beyin kanaması geçirdiği ve beyninde sıvı birikmesinin olduğu söylendi. Doktorlar genç Vergeer’in beynine şant yerleştirdi. Şant yerleştirme işlemi için kafatasında bir delik açıldı. Daha sonra şantın bir ucu, beyindeki fazla sıvıyı boşaltabilmesi için baş, boyun ve karın bölgesinden cilt altına yerleştirildi. Altı haftalık sancılı bir tedavi sürecinin ardından Esther Vergeer, kontrolleri tamamlanarak hastaneden taburcu edildi.

Haziran 1989’da ise Vergeer’de baş ağrısı, göz bebeklerinde kayma ve boynunda şiddetli ağrı gibi sağlık sorunları baş gösterdi. Doktorlar, hastanede yapılan kontrollere rağmen bu etkilerin nedenini bulamadı. Aynı yılın Ekim ayında ise kasık çevresinde dayanılamayacak bir ağrı başladı. Birkaç hafta sonra felç geçirdi ve beynine yeniden şant konuldu. Hollanda’daki bütün uzmanlar bu vakanın üzerinde çalışıyordu ve sonunda teşhis konuldu: Vasküler miyelopati.

Omuriliğin altında yer alan bu hastalık, kötü huylu tümör çeşitlerinden birisi. Anormal etkiler gösteren hastalığın hayati tehlike yaratması sonucu Vergeer, 15 Ocak 1990’da dokuz saatlik bir ameliyat geçirdi. Ameliyatın ardından bir daha ayaklarını hareket ettiremedi ama hayatı kurtulmuştu. Bunun değerini de fazlasıyla bildi...

1990 yılının yaz aylarında rehabilitasyon sürecine giren Vergeer, tekerlekli sandalye sporlarına yönelmeye başladı. Voleybol, basketbol ve tenis tecrübeleri yaşadıktan sonra basketbolda karar kıldı. Ulusal düzeyde birkaç kulübün formasını giydi, 1997 yılında ise Hollanda Milli Takımı’yla Avrupa Şampiyonası yaşadı. O sıralarda amatör olarak tenise de devam ediyordu. Birkaç yıl sonra ise tüm odağını efsaneleşeceği alana yöneltti: Tenis kortları artık Vergeer için hazırdı.

1997 yılında başlayan amatör kariyeri, 2000 Paralimpik Olimpiyatları’nda tekler ve çiftler kategorilerinde gelen altın madalyalarla birkaç seviye yukarı çıktı. Bu başarılar aslında Vergeer’in emekleme adımlarıydı. Daha sonraki yıllarda Avustralya Açık, Roland-Garros ve Amerika Açık gibi üç prestijli Grand Slam’de, hem tekler hem de çiftler kategorilerinde şampiyonluklar gelecekti. Tabii 6 Nisan 1999’da tekler ve çiftlerde elde edeceği "dünya bir numarası" unvanı da bu başarılar sonrası onu bekliyordu.

"Çoğu izleyici tenis gibi zor bir sporun tekerlekli sandalyede nasıl yapıldığını anlayamıyor. Ben bu işten aşırı derecede zevk alıyorum. Tabii ki fiziksel olarak zorluk yaşıyoruz ancak her maçta zihnimiz biraz daha gelişiyor. Mesela çoğu oyuncu servis atarken saldırı yerine savunma hamlesini düşünür ama ben biraz daha farklıyım. Sol bacağımda his var, sağ bacağımda yok. Topa asıl gücümü sağ elimden verirsem ‘köşegen’ formülünü uygularım. Yani bir nevi Da Vinci’nin bahsettiği altın oranı uygulamaya çalışıyorum. Ben bunun işe yarayacağını düşünmemiştim ama fazlasıyla yaradı."

Çiftler ve teklerde gelen 1136 galibiyetin nedenini Esther Vergeer’in yukarıdaki demecinden anlayabiliriz: Fiziksel engelini adeta hiçe sayar gibi kortta gösterdiği efor ve dâhiyane bir oyun anlayışı. Bu iki altın kuralın birleşimi efsanevi yenilmezlik serisini beraberinde getirdi. 30 Ocak 2003’te Sydney Turnuvası’nda gelen yenilginin ardından 12 Şubat 2013’teki emekliliğine kadar çıktığı 470 maçın tamamını kazandı. 120 turnuva, 73 farklı rakip, tek bir oyun bile vermeden kazanılan 95 maç, kaybedilen yalnızca 18 set, ihtişamlı Grand Slam ve ITF zaferleri... Ancak şunu da belirtmekte fayda var; Vergeer’in yakaladığı bu muazzam galibiyet serisi bir dünya rekoru değil. Pakistanlı squash yıldızı Jahangir Khan, 1981-1986 arasında art arda 555 maç kazanarak bu alanda zirvede yer alıyor.

Laureus Dünya Spor Ödülleri'nde 2002 ve 2008 yıllarının en iyi engelli sporcusu seçilen Hollandalı yıldız, Ekim 2010’da ESPN Magazin’in ilk sayfasında yer almıştı. Vergeer bu konuyla ilgili olarak, "Dünyanın en büyük dergilerinden birinde çıplak poz vermemi istediklerinde, kabul etmekte emin değildim. Ne de olsa engelli bir sporcuyum ve vücudumdan emin değildim. Daha sonra engelli bir sporcunun derginin ön kapağında bu pozla yer almasının gelecek adına olumlu sonuçlar doğurabileceğini düşündüm ve kabul ettim." demecini vermişti.

Esther Vergeer’in, sağlık sorunlarıyla başlayıp o dramadan epik bir zafere dönüşen hayatı, çoğu kişi tarafından bilinmiyor bile. "İnsanlar, tekerlekli sandalyede olmamdan dolayı beni yargılıyor. Bu yargılamanın kaynağı ise tenis; engelli olan bir sporcudan bu kadar büyük başarılar beklemiyorlar. Bu yüzden başardıklarımızı yaymak istiyoruz ama çoğu kişi es geçiyor."

Vergeer’in de dediği gibi, yazılan haberlere rağmen çoğumuz bu tarz başarıları es geçiyoruz. Eğer 10 yıllık yenilmezlik serisi es geçilmeye değer görülüyorsa sporun tutkulu ruhu, hedonizmin pasif ruhuna yenilmiş demektir.

Kadınlar Dünya Kupası raporu: Erken final günü

Kadınlar Dünya Kupası raporu: Erken final günüYarı finale yükselen ilk takımın İngiltere olduğu Kadınlar Dünya Kupası’nda bugün ev sahibi Fransa ile son şampiyon ABD karşı karşıya …

Yarı finale yükselen ilk takımın İngiltere olduğu Kadınlar Dünya Kupası’nda bugün ev sahibi Fransa ile son şampiyon ABD karşı karşıya gelecek. Turnuvada geçtiğimiz gün yaşananları ve bugüne dair beklentileri Dağhan Irak kaleme aldı. Çıkan kısmın özeti Dün, kupadaki ilk yarı finalisti belirledik. Kâğıt üzerinde son derece çekişmeli geçecek gibi duran İngiltere-Norveç maçı, “Aslanlar”ın net üstünlüğüyle […]

Yarı finale yükselen ilk takımın İngiltere olduğu Kadınlar Dünya Kupası'nda bugün ev sahibi Fransa ile son şampiyon ABD karşı karşıya gelecek. Turnuvada geçtiğimiz gün yaşananları ve bugüne dair beklentileri Dağhan Irak kaleme aldı.

Çıkan kısmın özeti

Dün, kupadaki ilk yarı finalisti belirledik. Kâğıt üzerinde son derece çekişmeli geçecek gibi duran İngiltere-Norveç maçı, "Aslanlar"ın net üstünlüğüyle bitti. Bununla birlikte İngiltere'nin 3-0 üstünlüğüyle tamamlanan maç, farklı koşullarda çok daha değişik sonuçlara da sahne olabilirdi. Phil Neville’ın Jill Scott’ı orta sahadan hücumlara desteğe yollama hamlesi, hem İngiltere’nin hücum etkinliğini arttırdı hem de bu oyuncunun gol pozisyonlarıyla buluşmasını sağladı. Bu riskli taktik, oyunun açılmasını sağlarken, seyir zevkini de arttırdı. Ancak aynı nedenle, İngiltere orta sahasının ortasında Norveçlilerin rahat geçtiği boşluklar oluşmaya başladı. Norveç, bu turnuvada Ada Hegerberg’in yokluğunu ilk kez aradı ve bulunan pozisyonlar golle buluşturulamadı. Bunda Steph Houghton’ın ve özellikle Lucy Bronze’un inanılmaz oyununun da etkisi büyüktü. İngiltere, hücum anlamında vites büyüttü ve turnuvanın hiçbir favorisinden aşağı olmadığını gösterdi. Ancak yarı finalde Fransa-ABD galibiyle oynayacaklar. Dün verdikleri pozisyonları, Le Sommer ya da Alex Morgan’ın kaçırmayacağını bilmeleri gerekiyor.

Günün menüsü

Bugün kupada tam anlamıyla bir erken final var. Kupanın en büyük iki favorisi Fransa ve ABD, çeyrek finalde karşı karşıya gelecek. İkinci tur, iki takım için de zor geçti. Ancak rakipleri Brezilya ve İspanya, üstün rakiplerle oynadıklarında oyun kurdurmayan ekipler. Bu maçta iki ekip de kendi kimliğine dönecektir. Fransa ve ABD, geçtiğimiz Ocak ayında da karşı karşıya gelmiş ve Fransa maçı 3-1 almıştı. Bu kez işlerinin daha zor olduğu kesin. Ayrıca ABD, Fransa’dan sonra en yüksek seyirci desteğine sahip takım. Yani Fransızlar tribünleri, diğer maçlardaki kadar domine edemeyebilir. Şu ana kadarki performanslara bakarsak, ABD az farkla favori gibi. Ancak bu maç Fransa için de kader maçı. Keyifli olacak.

Neye dikkat etmeli?

Bu maçta ikinci yarı, hatta uzatma devrelerinde yapılacak taktik hamleler belirleyici olabilir. Kadro derinliği anlamında iki takım da iyi, ama ABD biraz daha üstün.

Ne umuyoruz?

Adına yakışır, unutulmaz bir ABD-Fransa maçı tabii ki.

Günün lüzumsuz bilgisi

Fransa halkının Amerika Birleşik Devletleri’ne hediyesi olarak 1886 yılında yaptırılan Hürriyet Heykeli’nin ilk olarak meşale tutan kolu, heykeltraş Frédéric Auguste Bartholdi tarafından yapılmış ve 1876’da ABD’ye getirilmişti.

Çizginin ötesinde

Çizginin ötesindeBir süredir Grand Slam’lerde görmeye alışık olduğumuz yüzler arasında bizden biri de var: Esin Kıratlı. Yoğun takvimi arasında Eurosport Tür…

Bir süredir Grand Slam’lerde görmeye alışık olduğumuz yüzler arasında bizden biri de var: Esin Kıratlı. Yoğun takvimi arasında Eurosport Türkiye’nin konuğu olan deneyimli çizgi hakemi, Wimbledon yolculuğu öncesi Buğra Balaban’ın sorularını yanıtladı. Roland Garros’la başlayalım. Sizi 2015’ten beri Grand Slam’lerde görmeye alışığız. Garip bir turnuva izledik. Sürekli yağmur, aralıksız rüzgâr… Sizin için nasıl geçti 2019 […]

Bir süredir Grand Slam’lerde görmeye alışık olduğumuz yüzler arasında bizden biri de var: Esin Kıratlı. Yoğun takvimi arasında Eurosport Türkiye'nin konuğu olan deneyimli çizgi hakemi, Wimbledon yolculuğu öncesi Buğra Balaban'ın sorularını yanıtladı.

Roland Garros’la başlayalım. Sizi 2015’ten beri Grand Slam’lerde görmeye alışığız. Garip bir turnuva izledik. Sürekli yağmur, aralıksız rüzgâr… Sizin için nasıl geçti 2019 Roland Garros?

Bu yıl, Roland Garros’taki ikinci yılımdı. Roland Garros, benim için en zor Grand Slam. Bu yıl hava şartları da zorladı. Orada profesyonelce çalışıyorlar, hava durumu kontrol ediliyor. Yağmurun hangi saatlerde yağacağını herkes biliyor ancak yine de sahaya gitmek, hazırlığınızı yapmak zorundasınız. Belli bir saatten sonra “En erken şu saatte” uyarıları başlıyor, çiftlerden itibaren ertelemeler geliyor. Oyuncuların üzerinde de baskı oluşuyor. “Ben bu şartlarda, bu rüzgârda oynamak istemem” diyen oyuncular çıkıyor. Çünkü yeri geliyor, rüzgâr tüm toprağı alıyor. Örneğin Djokovic-Thiem maçında kortun bir tarafı sert kort gibiydi diğer tarafı ise bildiğiniz kum saha gibiydi taşınan topraklar yüzünden. Sonrasında erteleme kararı geldi zaten.

Toprak kort, hem izleyiciler hem oyuncular için farklı bir deneyim. Muhakkak hakemler için de öyledir. Toprak kortta özellikle rüzgârlı, yağmurlu koşullarda topun bıraktığı izi takip etmek daha zorlaşıyor mu?

Daha zor oluyor tabii ki. Hava şartları bizim için çok önemli. Örneğin güneşli havada toprak parlıyor. Toprak kortta çağrıyı olabildiğince geç yapıyoruz. Emin olup izi görmek için bu gerekli. Sert korttan toprağa geçince alışmamız için 1-2 gün gerekiyor. Toprağın çok ıslatılması etkiliyor. İz çıkmayabiliyor. Rüzgâr da çok etkiliyor. Rüzgârın kumu savurmasıyla birlikte dışarı giden bir topu içeride görebiliyorsunuz. Beni en çok zorlayan zemin toprak. Bu yıl oldukça iyi bir performans gösterdim. Roland Garros’ta final yapmak çok zor. Benim şansım, Fransız hakemlerle beraber daha iyi iş çıkarmamdı. Bu sistem, tüm Grand Slam’lerde farklı işliyor. Bazılarında size iki gün önceden mail ile bildiriyorlar, bazıları liste yayınlıyor. Roland Garros’ta görev alacak hakemler, tüm hakemlerin önünde açıklanıyor. Bu da çok farklıydı benim için. Benim için çok özel bir deneyimdi. Alkışlar, madalya...

Rüzgârın kortun iki tarafı arasındaki dengeyi bozduğunu söylemiştiniz. Biraz açabilir misiniz?

Djokovic-Thiem maçında hava açtı ancak maça devam edilmedi. Bunun nedeni oyuncuların gitmesi değildi. Kort, cidden oynanacak durumdan uzaktı. Toprak kort konusunda profesyoneller. Her kortun, sulamaya karar veren, toprağı setler arasında düzenleyen ayrı görevlileri var. Kule hakemleri, bu görevlileri yönlendirebiliyor. Ancak yurt dışından gelen kule hakemleri genelde bu işleri görevlilere bırakıyor. Her şey ahenk hâlinde. Çizgileri çekmeyi, fileleri sarmayı birlikte yapıyorlar. Bu kort görevlileri ödül seremonilerinde de yer alıyorlar diğer görevlilerin aksine.

Rüzgâr etkisi altında oyuncular özellikle serviste problem yaşadı bu yıl gözlerine kaçan topraktan ötürü. Göz, çizgi hakemlerinin her şeyi. Tamamen odaklanmanız gerekiyor ancak rüzgârı yönetemiyorsunuz. Başınıza geldi mi benzer bir durum?

Tabii ki yaşadım. Bu yıl çok yaşadım. Herkes ondan şikâyetçiydi zaten. Kule hakemine dahi toz gitti. Yine de işimizi yapmak zorundayız. Oyuncular gibi elimizi kaldıramıyoruz beklemeleri adına. “Görmedim” işareti yapıyoruz sadece kule hakemine kötü senaryoda. Djokovic-Thiem maçı kadınlar finaliyle aynı gün oynandı. O gün üç maçta görev aldım Philippe Chatrier’de ve hepsinde çok rüzgâr vardı.

İnsan evrimi içerisinde, teknolojinin de gelişmesiyle bir konuya 2-3 saat dahi odaklanmak zorlaşıyor. O ortamda, milyonlarca dolarlık oyuncularla, devasa bir stadyumda o odağı 8-9 saat korumak ne kadar zor? Bir çizgi hakemi için günün ilk maçıyla son maçı arasında odak farkı var mı?

Çok fark var. Tek göreviniz var: İyi görebilmek. İyi görebildiğiniz kadar iyi hakemsiniz. Sabah gelip nerede çalışacağınızı öğreniyorsunuz. Roland Garros’ta bir gün önceden bilemiyorsunuz. Her kortta iki ayrı takım oluyor yedekli. Kortun içinde dokuz kişisiniz zaten. Yan kortlarda yedi kişiyiz. Sabah geldiğinizde en dinlenmiş hâlde bir saat içeride bir saat dışarıda çalışıyorsunuz. Maç programının uzadığı, birden fazla korta bakmamızın gerektiği durumlarda bir buçuk saat içeride 45 dakika dışarıda çalışma gibi bir programımız da oluyor. İlk üç seans çok iyi, çok odaklı geçiyor ancak sonrasında yorulmaya başlıyorsunuz. Yorulma durumu çalıştığınız çizgiye göre de değişiyor. Bana göre en zor çizgi baseline. Bu yıl Roland Garros’ta çokça baseline’da çalıştım.

Ayrıca kadın maçından sonra erkek maçında görev almak da çok zor. Büyük bir hız farkı var. Refleksinizin de alışması, kafanızı çeviriş şekliniz, dikkatiniz biraz değişiyor. İlk üç seanstan sonra dinlenme sürelerimizi iyi tutarak, bolca çay-kahve tüketerek dikkatimizi taze tutmaya çalışıyoruz.

Baseline, longline ve servis çizgisi arasındaki farklar neler? Baseline’ın sizin için en zor çizgi olmasının nedeni ne? Önünüzde sürekli hareket eden bir oyuncu olması ve görüş açınızı kapatması mı?

O da var. Uzun çizgilerde -longline- top size geldiği için görüşünüz daha açık. Baseline’da açınız farklı olduğu bir nebze daha güçleşiyor işler. Topu sadece bizim tarafımızdayken izlemiyoruz. Biz tüm maçı seyrediyoruz. Tamamen refleks ve motor fonksiyonlarıyla karar veriyoruz. Serviste, her seferinde düzenli olarak size bir top geldiği için daha zor diyenler de çıkabiliyor. Baseline’da önünüze daha az top düşüyor.

Tenis izleyiciliğiyle başlayıp sonra oynamaya başlıyorsunuz. Akabinde de bir antrenörlük periyodunuz var. Bir yandan akademik kariyerinizi sürdürürken bir yandan da hakemlik konusundaki hedefleriniz için çalıştığınız yıllarda odağınızı nasıl korudunuz?

Ben spora basketbolla başladım. BESYO’ya beni basketbol taşıdı. 4 yılı yarı profesyonel olmak üzere 13 yıl basketbol oynadım, basketbol hakemliği de yaptım. Tenisten çok farklı. Basketbolda sürekli hareket hâlinde olmanız gerekiyor. Orta hakemlik yaptım basketbolda. Basketbol bir şekilde bitmek zorunda kaldı. TRT’de tüm Grand Slam’ler yayınlanırken sevdiğim tenisçilerin, Seles ve Graf gibi isimlerin hareketlerini, davranışlarını gördüm. Kuralları tenis maçlarını izleyerek oynayarak öğrendim. Kuralları en başta okuyarak öğrenmedim. Belli bir yerden sonra değişiklikleri öğrenmeniz için kuralları okumanız gerekiyor tabii. Takım sporundan ferdi bir spora geçmek çok zorladı beni.

İyi bir oyuncu olmadım hiçbir zaman ancak fena bir antrenör değildim. Antrenörlüğe beni yönlendiren hocam hakemlikle de tanıştırdı. O zaman Konya’da yaşıyordum, Selçuk Üniversitesi’nde öğrenciydim. Kursa katıldık ve hakem olduk. Konya’da düzenlenen Türkiye 16 Yaş Turnuvasında görev aldım. Tabii bir anda kuleye çıkmak kolay olmadı. Oyuncular tarafından uyarıldığımız oluyordu. Haluk Akkoyun da oradaydı. Sonra kule hakemliği dururken üniversitedeki hocamız yardımıyla Fed Cup, Davis Cup gibi organizasyonlarda çizgi hakemliği yaptık. Hakemliğe tam anlamıyla başladığım turnuva bana göre İzmir’de düzenlenen 2005 Universiade. Servis hakemliği görevi aldım ancak başlarken pek fikrim yoktu servis konusunda. Ama iyi performans gösterdim ve diğer turnuvalarda da görev aldım.

Doktora için 2005 yılında İstanbul’a taşındım. Sonra o dönem “Nasıl devam ettirebilirim hakemliği?” diye düşündüm. Ataköy’de düzenlenen ilk WTA turnuvasına seyirci olarak gelmiştim. Oraya seçilememiştim. Beraber çalıştığım arkadaşlarım seçilmişti. Ondan sonra neredeyse bütün turnuvalara şeçildim ve hakemliğim bir şekilde ivmelenmeye başladı. Wimbledon kapısını bana açan, Wimbledon’ın şef hakemi Adrian Wilson’ın İstanbul’daki WTA Turnuvasının son yılında baş hakem olarak görevlendirilmesiydi. Servis hakemliğimden emin değildi. Bana sordu. Serena Williams, Jelena Jankovic, Samantha Stosur, Victoria Azarenka, Maria Sharapova gibi oyuncular vardı. Çekiniyordum ama “Yaparım” dedim. O turnuva bana 2013’te Wimbledon kapısını açtı. Wimbledon elemeleriyle Grand Slam kariyerime başladım. 2015’te de doğrudan seçildim.

Merkez Kort’a çıkmak, kalabalık izleyici kitlesi, çim kokusu... 2015 Wimbledon’da, o heyecanın içinde “Ben burada ilerleyebilirim” dediniz mi?

Elbette elemeler farklı yerde yapılıyor. Onu farklı bir turnuva gibi düşünebiliriz. Ana tablo bambaşka. Seyirciler, kortlar, atmosfer bakımından çok farklı. Wimbledon’da şöyle bir sistem var: Size verdikleri seviyeleriniz, L diye tabir edilen numaralarınız var. İlk kez ana tabloda görev aldığınızda L4 seviyesindesiniz ve L4 ile L3 seviyelerinde hiçbir şekilde show court’larda, merkez kortta görev alamıyorsunuz. L4’te turnuvaya ilk 10 gün için seçilebiliyorsunuz. Geçen yıl ben L4’ten L2’ye yükseldim. Show court’larda görev alabilecek seviyedeydim ve tüm turnuva boyunca görev aldım. Ana tabloda geçen yıl ilk günüm Merkez Kort’taydı ve Roger Federer’in maçı vardı. Çok büyük bir kalabalık; heyecanlı ve biraz stresliydi benim için. Hawk-eye olması da bir baskı oluşturuyor.

Çim kortu seviyorum. Özellikle kort yeniyse, tebeşirleri yeni atıldıysa. Şöyle bir anım var: Kort 1’de karışık çiftler finali vardı ve kulede de ünlü hakem Mohamed Lahyani görevliydi. Servis çizgisindeydim ben de. Tebeşirin yükseldiği söylendi ve şahin gözü istemediler. Sonrasında bir ace pozisyonunda “içeride” kararı verdim ancak Lahyani, tebeşir görmediğini söyledi. Oyunculara yardımcı olmayı seven de bir hakem... Challenge istediler ve dışarıda kararı geldi. Hawk-eye’ın yüzde beşlik sapma oranı var. Bizim çokça yaşadığımız bir durum. Hawk-eye’da söylediğimizin tersine bir karar çıktığında yüzde yüz emin olsanız dahi müdahalede bulunamıyorsunuz ve bu durumda içinizde fırtınalar kopuyor.

Overrule anlarını sormak istiyorum. Sandalye hakemleri oyuncularla daha çok iletişim kurabiliyor ama çizgi hakemlerine verilen talimat bildiğim kadarıyla sıfır tepki yönünde. Doğru gördüğünüze eminsiniz ama sandalye hakeminden başka bir karar çıkıyor ya da oyunculardan itiraz gelebiliyor. Sakin kalmakta zorlandığınız oluyor mu?

Şimdiye kadar çok sıkıntılı an yaşamadım. İnşallah olmaz. Sizin sessiz kalıp hakemin sizin yerinize out demesiyle sizin yaptığınız çağrıyı correction diye düzeltmesi arasında çok fark var. Çizgide olduğunu görüyorsunuz topun ama out diyesiniz geliyor ve o çağrının çıkmasına engel olamıyorsunuz. Artık pek başıma gelmiyor. Başlangıçta “Nasıl böyle bir hata yaparsın nasıl konsantre olmazsın?” diye çok yükleniyordum kendime.

Bu noktada kule hakemlerinin, turnuvanın şef hakeminin yaptığı konuşmalara parantez açabiliriz. İlk olarak şunu söylüyorlar; siz robot değilsiniz, makine değilsiniz. Sadece ne gördüyseniz onun çağrısını yapın. Herkes hata yapıyor. Kule hakemi de hata yapıyor. Yani hata bu işin bir parçası. Bunu sindirmek çok zor olsa da… Artık o kadar çok turnuvada çalışıyorum ki... 28 hafta turnuva yapmışım geçen yıl yurt dışında. Bu yıl 30 haftayı bulacak. Hani çok fazla etkilemiyor artık sizi hata. Böyle gördüm böyle söyledim.

Oyuncuların da stresini anlamak lazım. Bir puanla maçı kazanabiliyorlar ya da kaybedebiliyorlar. Onlar eğer sizin yaptığınız çağrı yüzünden size ya da kule hakemine yüklenip çok büyük sorunlar çıkarıyorlarsa o zaman kendinizi kötü hissedebiliyorsunuz. Oyuncular size gelip “Bu çağrıyı nasıl yaptın, uyan, gözlüğünü çıkar” gibi bir sürü şey söyleyebiliyor. Kule hakemi müdahale ediyor. “Ona değil bana konuş işte biz çözelim” gibi sizi rahatlatıcı şeyler yapmak zorundalar o tür anlarda. Çizgi hakemi olarak siz hiçbir şekilde mimik yapamıyorsunuz. Ama şöyle bir şey var bazen komik anlar oluyor, samimi bir şekilde dönüp “İçeride miydi?” diye soranlar oluyor. Bu durumlarda sadece ufak gülümseyebiliyorsunuz o kadar.

Neşeli anlar da yaşanıyor bazen, oyuncuların dönüp teşekkür ettiğini hatırlıyorum çizgi hakemlerine yer yer. Başınıza geldi mi böyle eğlenceli bir an?

Bazen oyuncu dönüp takdir ediyor sizi. Ben ATP’den çok WTA ile çalışıyorum. Singapur’da geçen yıl Wozniacki, beni gördüğü için şahin gözü istemekten vazgeçmişti mesela. Ondan önce benimle birlikte çok şahin gözü kaybetti. Babası ve takımı dışarıdan iste iste falan demesine rağmen baktı arka arkaya iki tanede haksız çıktı, o yüzden vazgeçti. Onun dışında legend’lar bizi çok yoran ama aynı zamanda kahkahalarımızı durduramadığımız etkinlikler. Artık legend’lara da ciddi bakmaya başladılar. Arada şakalardan ziyade sert espriler de olabiliyor.

Diğer çizgi hakemleriyle ya da kule hakemleriyle olan iletişiminiz de turnuvalar arttıkça samimileşmiştir. Kader Nouni olsun Eva Asderaki olsun Lahyani olsun grand slam’lerde görmeye alışık olduğumuz sandalye hakemleriyle aranızdaki iletişim nasıl? Telefonlaştığınız, kahve içtiğiniz uluslararası hakemler var mı?

Evet var. Ben daha çok WTA ile çalıştığım için, Eva da eski WTA hakemi biliyorsun. Benim ilk Singapur’a seçilmem Eva sayesinde olmuştu. İlk maili aldığımda çok sevinmiştim, hemen evet demiştim Singapur’daki WTA finalleri için. O Eva’nın son WTA turnuvası oldu. Sonra ITF’e geçti. Eva çok iyi bir insan. Selam vermeden geçmez, onunla aram iyi. Ama hamilelik dönemi falan geçirdi çok fazla turnuvada göremedim onu. Marija Cicak ile aram çok iyi. Her an her şeyi istediğim gibi sorabiliyorum ona. Bir kural değiştiyse, bir pozisyon kafama takıldıysa... Her şeyi açıklar. Hepsi zaten öyle olmak zorunda o yüzden oralardalar. Jennifer Zhang var Çin’den keza. Kader Nouni beni her gördüğünde Fransızca konuşuyor. Ne dediğini anlamıyorum. O da çok iyi. Çok konsantre. Dünyanın en iyi hakemlerinden bir tanesi. James Keothavong da favorilerim arasında. Çoğuyla aramız iyi yani. Her turnuvada sizi görüyorlar, size güveniyorlar. Siz orada olduğunuz için mutlu olduklarını söylüyorlar. Bunları onlardan duymak da ayrı bir mutluluk oluyor.

Rio’da olimpiyat deneyimi nasıl geçti sizin için?

Çok güzeldi. Çok da farkında değildim aslında ben olayın. Çok heyecanlandım o maili alınca. Olimpiyat diğer organizasyonlara göre en özeli. Ülkeyi temsil etme duygusunu orada daha çok hissediyorsunuz. Açılış törenine gidiyorsunuz. Ben bir de tektim Türk olarak. Çok az devletten tek hakem vardı. Türkiye’den tek hakem olarak temsil etmenin de ayrı bir mutluluğu vardı. Çok da farkına varamadım böyle pek içine giremedim galiba. O yüzden dört gözle Tokyo’yu bekliyorum. Ağustos’ta açıklanacak seçimler, başvuruyu yaptık, bekliyoruz. O da ITF’in bir organizasyonu. Bu komisyonda Grand Slam turnuvalarına sahip devletlerden hakem şefleri oluyor. Onların da kararları, oyları var. Oraya seçilmeyi bekliyorum. Rio da çok özeldi ama galiba ilk olunca çok idrak edemedim. Tokyo ile daha bir olimpiyat yapmış gibi olacağım.

Siz bir yandan eğitiminizi sürdürürken bir yandan turnuvalara gittiniz. Önce şehirler arası daha sonra yurt dışı başladı. Bu yolculukta sizin takıldığınız engeller, çarptığınız duvarlar oldu mu?

Hakemlikte erkek hakem sayısı kadın hakem sayısına göre çok çok daha fazla. Ama bu neden kaynaklanıyor bilmiyorum. İlgiden mi motivasyondan mı yoksa bizim ülkenin cinsiyetçi bakış açısından mı emin değilim. Ama ben öyle büyük sıkıntılar yaşamadım. Şöyle bir anım var: Dubai’de mesela bir turnuvada hakem şefi, bir kadının servis çizgisine çağrı yapamayacağını, o kadar güçlü olmadığını düşünüyordu. Şansıma oraya hakem şefi yardımcısı olarak Türk hakemlerimizden biri gitti. Ve dedi “Bırak ben Esin’i yazacağım, sen de gör. Hiçbir sıkıntı olmayacak.” Ve ben orada finalin servis hakemi olarak çalıştım ve o turnuvayı o şekilde bitirdim. O turnuvadan sonra beni birçok yerde servis hakemi olarak yazdılar. “Seni yazıyorum, sen kırdın bu algıyı” şeklinde geri bildirimler de aldım. Bu şekilde cinsiyetçi yaklaşımlar oluyor tabii. Birkaç tane hatalı çağrı art arda gelince işte “kadınlar duygusal, bırakacak kendini” gibi düşünceler olabiliyor.

Çok samimi arkadaşlarım var. Turnuva öncesi, turnuva esnasında mesajlarıyla beni yalnız bırakmıyorlar. Çünkü orada bir şekilde yalnızsınız. Hakemler arasında da bir rekabet var. Gösterdiğiniz sürece final yapma şansınız var. O da şu şekilde oluyor: Kule hakemleri siz korttayken size puanlar veriyor. Puanlar 1 ile 7 arasında. 3 çok az görüyorsunuz. Onun aşağısı zaten sıkıntı. O turnuvada bir daha çalışamamanıza sebep olabilir. 7 zaten çok zor verilen bir puan. İşte 6 yine zorlardan bir tanesi. Bu puanlara göre final yapma şansınız oluyor. O yüzden hep destek bekliyor insan. Ailem, yakın arkadaşlarım hep yanımda. Onların verdiği motivasyonla da elimden gelen en iyi performansı göstermeye çalışıyorum. Türkiye’de ilk beş, on hakemin arasında kadınlar var. Öyle bir cinsiyetçiliğe hiç rastlamadım.

Bazı turnuvalarda kule hakemliği yaptığınızı da söylediniz. İlerisi için öyle bir hedefiniz var mı? Ya da ben çizgi hakemliğinin en üst seviyesinde kalmak istiyorum mu diyorsunuz?

Başlarda vardı. 2010’da İtalya’da başladı benim için macera. Federasyon desteğiyle iki kadın bir erkek İtalya’ya gittik. Üçümüz de white badge aldık. O zaman da bu ITF, Future turnuvalarının hepsinde zaten kule hakemi olarak görev yapıyordum. Bizim milliyet olarak bir sıkıntımız var evet. Normalin üstünde bir performans gösterirseniz ancak kendinizi kabul ettirebiliyorsunuz. 2013’ten sonra 2015’e kadar kendimi çok iyi göstermem gereken bir süreçti. Bunu başardım. Ana tabloya seçildim direkt. Ondan sonra bütün kapılar yavaş yavaş açılmaya başladı. O kadar iyi seçiyor ki sizi takip eden o kurul. WTA’in bir sistemi var. Sizin yaptığınız bütün turnuvaların puanları orada. Dünyada faal çalışan bütün hakemlerin ismini girip sistemden bulabiliyorsunuz. Bu puanlara bakılarak seçildiğiniz bir ortamdasınız.

Başlangıçta evet düşünüyordum. White badge, bronze badge, silver badge ve gold badge olarak gidiyor. Bizim hiç silver badge hakemimiz yok. Başhakemimiz var ama kule hakemimiz yok. Şu an üç ya da dört tane bronz hakemimiz olması lazım ama hiçbiri kadın değil. WTA’den de her zaman destekleyip soruyorlar; ‘’Esin, bronzunu ne zaman alacaksın?’’ Ben şu an çizgide mutluyum. Keyif alarak bu işi yapıyorum. Zaten eğer bıkarsanız, motivasyonunuzu kaybederseniz bu işi asla yapamazsınız. Çünkü çok yorucu bir iş. Sürekli seyahat halindesiniz. Her zaman sağlam kalamıyorsunuz. Bazen yüzde yüz efor sarf edemiyorsunuz. Ben şöyle düşünüyorum: Eğer bronzu alırsam odak noktam kule olacak. Premier’lerin belli bir seviyesine kadar, uluslararası turnuvaların tamamında görev alabilecek bir hakem olacağım. Çizgide edindiğim saygıyı kaybedip başka bir tarafa yol almam gerekecek. O da benim için sanki yeni bir başlangıç, yeni bir yol gibi çok ayrı bir efor. Evet gidip deneyebilirim ama çok zor bir kurs ve bronzu alıp almayacağınızın hiçbir garantisi yok. Arada kalıyorum hep. Çizgide devam etmek mi, kuleye geçmek mi...

Bir noktadan sonra alışkanlık oluyor. Bazen diyorum” bu yıl şu şu turnuvaları yapmak istemiyorum. Dinlenmek istiyorum.” İnanılmaz yoruluyorsunuz. 4 hafta art arda turnuva yaptım. 3 haftası Roland Garros’tu. Çok stresli bir turnuva. Sonra Hollanda’ya geçtik. Geldim buraya çok az bir zamanım var. Wimbledon’a gidiyorum. Ayrı bir Grand Slam ayrı bir stres. Bir taraftan da kuleyi işin içine sokarsam işim çok zorlaşacak. Kendime ve hayatıma haksızlık edecekmişim gibi geliyor. Her zaman yukarıda ve her zaman aynı performansı gösterecek zamanım olmayacak muhtemelen. Hâlâ çok iyi iş çıkaran, yaşları büyük insanlar var. Ben çok fazla ilerisini de düşünmek istemiyorum. Ânı yaşamak istiyorum. O yıl hangi turnuvaları yapacaksam yapıp, iyi performans gösterip onları bitirmek istiyorum. Üç tane Grand Slam finali yaptım çizgide. Bir tanesi kaldı, Wimbledon. Eğer şu gidişimde Wimbledon’u da tamamlarsam benden daha iyisi yok diye düşünüyorum. Daha ne kadar gider, daha ne kadar seçilebilirim, daha ne kadar bu performansı gösterebilirim hiçbir fikrim yok. Kendimi iyi gördüğüm sürece bu işi yapmak istiyorum.

Erkekler tenisinin geleceği -sanılanın aksine- emin ellerde

Erkekler tenisinin geleceği -sanılanın aksine- emin ellerdeFederer, Nadal ve Djokovic’in emeklilik kararı alması hâlinde erkekler tenisinin şu anki ihtişamlı görüntüsünden uzaklaşacağı, uzun za…

Federer, Nadal ve Djokovic’in emeklilik kararı alması hâlinde erkekler tenisinin şu anki ihtişamlı görüntüsünden uzaklaşacağı, uzun zamandır spor dünyasında tartışılan bir konu. Serhat Çetin’in belli bir yaş seviyesinde kazanılan başarıları karşılaştırarak hazırladığı istatistiksel çalışma ise en azından büyük bir endişeye mahal olmadığını gösterir nitelikte. “2005 Fransa Açık’ta Roger Federer’i yenerek 19 yaşında ilk büyük kupasını […]

Federer, Nadal ve Djokovic'in emeklilik kararı alması hâlinde erkekler tenisinin şu anki ihtişamlı görüntüsünden uzaklaşacağı, uzun zamandır spor dünyasında tartışılan bir konu. Serhat Çetin'in belli bir yaş seviyesinde kazanılan başarıları karşılaştırarak hazırladığı istatistiksel çalışma ise en azından büyük bir endişeye mahal olmadığını gösterir nitelikte.

"2005 Fransa Açık’ta Roger Federer’i yenerek 19 yaşında ilk büyük kupasını kaldıran Rafael Nadal, 22 yaşındayken Wimbledon’da zirveye çıkan Federer ve henüz 21 yaşında Avustralya’nın en büyüğü olan Novak Djokovic... Bu oyuncular 20’li yaşların henüz başında dünyanın en iyilerine meydan okuyarak Grand Slam kazanırken, şu andaki genç nesil neden kazanamıyor?" (Mark Wiedmer, 2019)

Roger Federer, Rafael Nadal ve Novak Djokovic arasındaki amansız rekabet ve erkekler tenisinde kurdukları hâkimiyetin boyutları için aralarındaki birkaç maçı izlemek yeterli olabilir. Ancak, bu üçlünün rekabeti kâğıda döküldüğünde muazzam ve bir o kadar da korkutucu bir tablo ortaya çıkıyor.

Rafael Nadal’ın 2005’teki ilk Roland Garros zaferinden bu yana düzenlenen 57 Grand Slam organizasyonunda bu üçlünün kazanmadığı final sayısı sadece sekiz... Dahası; Federer, Nadal ve Djokovic üçlüsünden en az birinin bu 57 turnuvanın 55’inde final oynaması, üçlü dominasyonu güçlendiriyor. Jenerasyonlarının en iyi temsilcileri olma unvanını "tenis dünyasının gelmiş geçmiş (ve muhtemelen gelecek) en büyük kahramanları" olarak değiştiren bu üçlünün son yıllarına ve özellikle aralarındaki son maçlara, doğada nadir rastlanan değerli birer taş muamelesi yapılmasının sebebi tam da bu! Zira, Roger Federer’den daha büyük bir sanatçı, Rafael Nadal’dan daha azimli bir savaşçı ve Novak Djokovic’ten daha sakin bir buz adam izlememiz çok mümkün görünmüyor.

Maalesef zaman çok hızlı geçiyor ve böylesi bir üçlü yavaş yavaş kariyerinin sonuna yaklaşırken tenis dünyası yeni kahramanlar çıkarmak zorunda. Federer, Nadal ve Djokovic’in var olduğu bir sporda rekabet etmek her ne kadar dezavantaj olarak görünse de 2019 ve sonrası, "çizginin gerisindekiler" için çok büyük bir fırsatı da içinde barındırıyor. Dominic Thiem’in Roland Garros yarı finalinde Novak Djokovic’i mağlup ettikten sonra, finalde tüm zamanların en iyi toprak kort oyuncusu Rafael Nadal’a karşı kazandığı setle eline geçirdiği fırsat gibi... Thiem’den söz etmişken; “çizginin gerisindekiler” teriminden kastımız; Andy Murray, Stan Wawrinka, Juan Martin del Potro ve Marin Cilic gibi otuzunu geçmiş ve 2005 Fransa Açık’tan bu yana büyük üçlünün haricinde Grand Slam kazanabilen dört oyuncu değildi! Ancak bu oyuncuları göz ardı ederek bu analiz yazısını yazmak mümkün olmaz. Zira "aktif tenis oynayan ve 30 yaşından genç hiçbir tenis oyuncusunun Grand Slam zaferi yok" çıkarımının yan aktörleri de söz konusu bu dört oyuncu!

"Çizginin gerisindekiler" ise tahmin edileceği üzere tenisin geleceğine yön vereceği öngörülen Dominic Thiem (26), Alexander Zverev (22) ve Stefanos Tsitsipas (21)... Eurosport’ta yorumculuk yapan, yedi Grand Slam şampiyonu ve eski dünya bir numarası Mats Wilander’ın da her üç oyuncu için üzerinde ısrarla durduğu nokta Grand Slam zaferi eksikliği. Wilander’a göre Roger Federer, Rafael Nadal ve Novak Djokovic’in raketlerini asmadan önce bu üç oyuncunun Grand Slam kazanması, kendi kariyerleri ve tenisin geleceği açısından çok önemli.

"Indian Wells’te Federer’i, Barcelona’da ise Nadal’ı mağlup eden Dominic Thiem’in bu üçlü partiyi bozma potansiyeli olduğunu düşünüyorum. Thiem ve Zverev; bazen kortta rakiplerinden daha iyi olmanın yeteceğini bilmelerine rağmen sınırlarını öylesine zorluyorlar ki, bir sonraki günün yeni bir gün olacağını ve başka tarzda bir rakiple karşılaşacaklarını unutabiliyorlar. Tsitsipas gibi bir oyuncu için ise çok erken olduğunu düşünmüyorum. Henüz rakipleri kadar maç kazanamamış olsa da demeçlerini ve oyununu gördüğümde ne kadar olgun olduğunu anlayabiliyorum. Ancak yine de bu oyuncular için önemli olan Nadal, Federer ve Djokovic oyunu terk etmeden önce majör turnuva kazanmaları."

Henüz Grand Slam kazanamamış olsalar da Thiem, Zverev ve Tsitsipas’ın Wimbledon 2019’a dek gösterdikleri kariyer performansları, büyük üçlü ile kıyası hak ediyor. Grand Slam turnuvalarındaki istatistiklerinin yanı sıra ATP turnuvalarındaki galibiyet, final ve şampiyonluk sayıları her üç oyuncunun da kariyer yolculuğunu tahmin etme noktasında bir nebze yol gösterici...

Öne çıkan noktalar

Henüz 23 yaşındayken, çıktığı 500 maçta 400 galibiyet ve 35 tekler şampiyonluğu seviyesine ulaşan; sekiz Grand Slam finalinde altı kez kupayı kaldıran Rafael Nadal’ın tüm zamanların "altın çocuğu" olduğunu söylemek yanlış olmaz.

Neredeyse tüm parametrelerde hem kendi jenerasyonundaki rakiplerinden hem de Federer, Nadal, Djokovic üçlüsünden olumsuz sapma gösteren Dominic Thiem’in bu saatten sonra tarihin en iyilerinden biri olması o kadar da kolay görünmüyor. Ancak, 21 yaşında sadece dört ATP şampiyonluğu olan Roger Federer’in 26 yaşına geldiğinde 12 Grand Slam zaferi ve toplam 53 şampiyonluğa ulaştığı da aklımızın bir kıyısında bulunmalı. Tabii, her oyuncuyu kendi dönemi içerisinde ve kendi yeteneğiyle değerlendirmeyi de göz ardı etmeden…

Alexander Zverev’in 21 yaşına dek ortaya koyduğu performans, Alman oyuncunun geleceği adına çok güçlü emareler gösteriyor. ATP turnuvalarındaki galibiyet, final ve şampiyonluk sayıları bakımından Roger Federer’in önünde yer alan Zverev’in gelişim eğrisi Novak Djokovic ile benzer bir trende sahip.

Sezonun ilk Grand Slam turnuvası Avustralya Açık’ta müthiş bir performans gösteren, dördüncü turda Roger Federer’i eleyen ve yarı finalde Rafael Nadal’a kaybeden Stefanos Tsitsipas ise 20 yaşına kadar ATP tunuvalarında aldığı galibiyet sayısı bakımından rakiplerinin gerisinde görünüyor. Ancak, Yunan oyuncunun rakiplerinin aksine (sadece Stan Wawrinka için söyleyebildiğimiz) tek el backhand vuruşlarını bir silah olarak kullanabilmesi ve tipik bir arka çizgi oyuncusuna kıyasla çok daha agresif bir şekilde file önüne giderek puan alması önümüzdeki yıllarda ona önemli bir avantaj sağlayabilir.

26 yaşına kadar ezeli rakiplerine kıyasla Grand Slam galibiyeti, finali ve şampiyonluğu kategorilerinde önde görünen Rafael Nadal’ın ileriki yaşlarda bu üstünlüğü kaybettiği görülüyor.

17-26 yaş aralığında Grand Slam galibiyeti bakımından Nadal’ı hemen geriden takip eden Djokovic’in Grand Slam finalleri sayısında ise geride kalması göze çarpıyor.

Federer, Nadal ve Djokovic’in 31 yaşına kadar olan kariyerleri karşılaştırıldığında;

- ATP turnuvalarındaki galibiyet ve şampiyonluk sayıları bakımından Federer’in çok ufak bir farkla Nadal’ın önünde olduğu, Djokovic’in ise her iki efsaneyi çok yakından takip ettiği görülüyor.

- Grand Slam galibiyet sayılarında ise Djokovic’in Federer’in önünde lider olduğu ve Nadal’ın ise bir nebze geriden geldiği göze çarpıyor.

- 24 kez Grand Slam finali oynayan Federer’i 23 finalle Nadal ve Djokovic takip ediyor.

- 31 yaş itibarıyla Grand Slam şampiyonluk sayılarında ise Federer 17 ile öne çıkarken Nadal 16 zaferle İsviçreli raketi takip ediyor. Djokovic’in 31 yaşına kadar kazandığı Grand Slam şampiyonluk sayısı ise 15...

Sporda her an her şeyin mümkün olması nedeniyle hangi sporcunun kortlara daha önce veda edeceğini bilemesek de yaşı itibarıyla Federer’in rakiplerinden daha önce emekli olacağı bekleniyor. Sayılar; her ne kadar tenise ve diğer sporlara renk katsa da böylesine nadide sporcular galibiyet, final ya da şampiyonluk sayılarının çok ötesinde bir değer taşıyor. Federer, Nadal ve Djokovic rekabetine en azından son kez tanık olmayacağımız ve genç oyuncuların da onların seviyesine erişeceği bir Wimbledon dileğiyle...

Can Üner: “Wimbledon’un büyülü bir havası var”

Can Üner: “Wimbledon’un büyülü bir havası var”Çağla Büyükakçay’ın koçu Can Üner, Wimbledon’ın hemen öncesinde, Eurosport Türkiye spikeri Yücel Tuğan’ın Türkiye tenisind…

Çağla Büyükakçay’ın koçu Can Üner, Wimbledon’ın hemen öncesinde, Eurosport Türkiye spikeri Yücel Tuğan’ın Türkiye tenisinden çim kort oyununa, Çağla’yla birlikte kazandığı başarılardan Wimbledon’ın kendine has atmosferine dair sorularını yanıtladı. Türkiye’de ilkleri başaran pek çok oyuncunun yanında sizi görüyoruz. Önce Marsel İlhan’la, ardından Çağla Büyükakçay’la Grand Slam ana tabloları geldi. Bu başarılara ulaşmanın ipuçları neler? Bu […]

Çağla Büyükakçay'ın koçu Can Üner, Wimbledon'ın hemen öncesinde, Eurosport Türkiye spikeri Yücel Tuğan'ın Türkiye tenisinden çim kort oyununa, Çağla'yla birlikte kazandığı başarılardan Wimbledon'ın kendine has atmosferine dair sorularını yanıtladı.

Türkiye’de ilkleri başaran pek çok oyuncunun yanında sizi görüyoruz. Önce Marsel İlhan’la, ardından Çağla Büyükakçay’la Grand Slam ana tabloları geldi. Bu başarılara ulaşmanın ipuçları neler?

Bu başarılara ulaşmanın sihirli bir formülü olmamakla beraber benim açımdan en önemli noktalar oyuncuya kendini adamak, ona inanmak ve oyuncuyu doğru şekilde çalıştırmak. Marsel ile ilk senelerim turda çaylak yıllarımdı. Çağla ile çok daha tecrübeli ve olgun bir dönemde çalıştık ve ben ona çok önceden beri inanıyordum. Dolayısıyla ona kattıklarımla hak ettiği başarılara ulaşmasında yardımcı oldum. Daha da iyilerini yapacağına inanıyorum.

Özellikle 2016, Çağla’nın başardıklarıyla Türkiye tenis tarihine geçti. Üç Grand Slam ana tablosu, ilk kez Olimpiyat ve ilk WTA turnuva şampiyonluğu. Bu başarıların Türkiye tenisinde yarattığı etkiden bahseder misiniz?

Çağla’nın bu başarıları Türkiye tenisinde tabii ki büyük etki yarattı. Kendisi bu yola çıktığında en önemli eksikliği önünde ona gideceği yolu gösterecek birinin yokluğuydu. Çağla’nın hem tenisi hem karakteri ve kişiliğiyle bu yolda yürümek isteyenlere çok iyi bir rol model olduğunu düşünüyorum. Bizim oyuncularımız ve aileleri Çağla’dan sonra profesyonel olabileceklerine daha çok inanmaya başladılar. Birçok insanın bu vesileyle tenise başlaması bizi çok mutlu etti. Çok değişik yerlerden çok güzel haberler aldık. İnsanlar tenisi daha çok sevmeye başladı.

O dönem tenise olan ilgi çok yüksekti. Gençler üzerinde etkisi nasıl oldu? Tenise yönelim arttı mı? Bu ilgiden faydalanabildik mi?

Ben bunu iyi kullanabildiğimizi düşünmüyorum. UEFA kupasını almak kadar değerli olan WTA şampiyonluğunun, Grand Slam’e katılmaktan çok daha zor olan Olimpiyat katılımının, bütün Grand Slam’ler de bulunmanın, iki kere Fransa’da bir kere ABD’de ana tabloda ikinci turlara çıkmanın etkisini daha iyi kullanmalıydık. Bu başarıları, en azından sponsorluk anlamında hiç iyi kullanamadığımızı söyleyebilirim. Ama bunun dışında önceki soruda yanıtladığım gibi tenisin sevilmesi ve insanların ilgisinin artması açısından bu başarıların etkili olduğunu düşünüyorum.

Dört Grand Slam’in de atmosferine hakimsiniz. Buralarda başarı için farklı yaklaşımlar gerekli mi? Grand Slam’leri birbirinden ayıran özellikler neler?

Evet, Grand Slam’ler bütün tenisçiler için gerçekten çok önemli. Ben bugüne dek toplam 39 Grand Slam’de bulunma şansına eriştim. Buralarda başarılı olmak için herkes planını programını yapıyor. Dört turnuva da birbirinden güzel turnuvalar. Avustralya yaptığı yatırımlar ile diğerlerinden bence bir adım önde gidiyor. Melbourne en sevdiğim şehirlerden, havası çok değişik. Bir gün 40 derece iken ertesi gün 20 olabiliyor, dokuz saat zaman farkı olduğundan erken gidip şartlara alışmak büyük önem taşıyor. En renkli Grand Slam’lerden biri.

En başarılı olduğumuz Fransa Açık’ın ve Paris’in yeri de bizim için farklı. Toprak korta göre epey hızlı ve orada hiçbir yerde olmadığı kadar güzel kortlar var. Bu turnuvaya hazırlanmak için toprağa erken girmek gerekiyor ama buna benzer toprak kort turnuvalarını seçmekte fayda var. Wimbledon elemeleri farklı bir kulüpte yapılıyor. Onun için ana tabloya kalmak ayrı bir önem taşıyor. Eleme ile ana tablo, birbirinden gece ile gündüz gibi farklı. Amerika Açık ise en coşkulu Grand Slam. Hava ve saate alışmak için erken gitmek çok önemli. New York yazın çok nemli, bazen de çok yağmurlu oluyor. Bunlara alışmak oldukça önemli. Şehir çok büyük olduğundan sizi yorabiliyor, oyuncuların buna dikkat etmesi gerekiyor.

Atmosferi ve geleneği açısından Wimbledon’ı pek çokları diğer Grand Slam’lerden ayrı bir yere koyuyor. Sizce de öyle mi? Wimbledon’ı farklı kılan şeyler neler?

Wimbledon gerçekten çok farklı, her köşesi tarih kokuyor. Büyülü bir havası var, sonuçta dünyanın en eski turnuvası. Maç kortlarında, antrenmanda dahi, herkes bembeyaz giyinmek zorunda, koçlar bile. Wimbledon, bence de bulunduğu ilçe, yapıldığı kulüp ve tüm gelenekleriyle muhteşem bir turnuva. Ayrıca kortların çoğunda seyirciler diğer Gramd Slam’lere göre oyuncuları çok daha yakından izleyebiliyorlar. Bu durum da seyirci açısından turnuvanın cazibesini arttıran bir unsur. İnsan maçı olmasa bile oradan ayrılmak istemiyor.

Toprak korttan çim korta geçişte çok kısa bir süre var. Oyuncular bu sürede ne gibi çalışmalar yapmalı?

Topraktan çime geçiş için kısa bir süre var, doğru. Gerçi bu süre son senelerde bir iki hafta uzatıldı fakat yine de yetersiz. Tenisçiler zaten her hafta farklı marka top, değişik şehir ve havalarda mücadele ediyorlar. Aynı tarz zeminde olsa dahi birbirinden çok farklı koşullara alışkınlar. Fakat iki zemin birbirinden o kadar farklı ki adaptasyon çok kolay olmuyor. Toprak kortta daha uzun rallilere dayalı, dayanıklılığın ön planda olduğu, ilk toplarla puanı bitirmenin kolay olmadığı, sabırlı bir oyun gerekirken çim kort eskisi kadar hızlı olmasa bile top alçak sektiği için daha fazla aşağıda kalmanız gerekiyor. Ayrıca servis-return ve ilk top daha büyük önem kazanıyor. Fileye gitmek çim kortta daha önemli, keza slice bu kortta çok etkili. Drop shot’ın en etkili olduğu zemin çim. Toprakta da işe yaradığı için bu konuda topraktan gelmek avantaj oluyor.

Çim korta alışmak için değişik yöntemler denedik. Erkenden gidip, çimde iki üç turnuva oynayıp daha uzun zaman geçirmek ya da hemen bir hafta önce gidip çime girmek gibi... Doğrusunu söylemek gerekirse Wimbledon ana tablosu ile elemesinin çimi bile çok farklı. Bu yüzden, favori zemini çim kort olmayan bir oyuncu iseniz bu korta erken girmeye gerek yok. Ancak favori zemini çim olanlar tabii ki mümkün olduğunca erken girmeli.

2018’de bir rahatsızlık geçirdiniz. Bu durum, Çağla’yla 2012’de başlayan birlikteliğinizi nasıl etkiledi? Şu an sağlık durumunuz nasıl?

Rahatsızlığım tabii ki çok etkiledi fakat daha iyiye gidiyorum. Çok zor günler atlattım. Biri beyin, ikisi bağırsak olmak üzere bir senede üç ameliyat geçirdim İki buçuk ay hastanede kaldım. Şu anda tümörüm stabil, bağırsağım da iyi durumda. Allah’ın izniyle sağlığıma kavuşmak için savaşmaya devam ediyorum. Çağla ile altı sene beraber çalışıp büyük başarılar elde ettik. Teniste iyi bir ekip olabilmek hiç kolay değil. Çağla her şeyden önce çok iyi bir insan. Bu süreçte bana çok destek oldu ve oluyor. Ben de uzaktan olsa da hâlâ onun ekibinin bir parçasıyım ve elimden geldiğince ona destek olmaya çalışıyorum.

Çağla tekrar bir ivme yakaladı. Barselona’da final oynadı. Sizce bu seneki hedefleri ve planlaması ne olmalı?

Çağla geçen sene benim yaşadıklarımın üzerine omuz sakatlığı ile zor bir sene geçirdi. Ama bu sene gittikçe üzerine koyuyor ve daha iyi tenis oynuyor. Bu seneyi ilk 150 içinde bitireceğine inanıyorum.

Türkiye’de hemen her sporda gençler önemli başarılar elde ediyor. Ancak profesyonel seviyede ve büyükler kategorisinde benzer başarılara ulaşmakta sıkıntı yaşıyorlar. Sizce bunun sebepleri neler?

Bu soru yıllardır soruluyor. Bu konuda, tenis için öncelikle bir karar verilmesi gerekiyor. Alt yaş grupları bir amaç mı yoksa bir araç mı olacak? Benim gördüğüm kadarıyla, veliler alt yaş gruplarındaki başarılara gereğinden fazla önem veriyorlar ve çocuklara fazla baskı kuruyorlar. Bunun yerine, tenisin uzun bir süreç olduğunu unutmamalı ve esas önemli olanın çocukların devamlı gelişmeleri olduğunu aklımızdan çıkarmamalıyız. Tenise, okulla birlikte devam etmelerini sağlamalıyız. Okulu erken yaşta bırakıp tamamen tenise odaklanmanın çocuklara uzun vadede yarardan çok zarar vereceğini düşünüyorum.

Türkiye tenisinin geleceğini nasıl görüyorsunuz?

Türkiye tenisinin geleceğini iyi görüyorum, iyi görmek istiyorum. Bunun için daha fazla çocuğu tenise başlatıp havuzu genişleterek, çocukları ve aileleri daha iyi eğiterek tenisi geliştirip daha başarılı olacağımızı düşünüyorum. Negatif söylemlerin hiçbir faydası olduğunu düşünmüyorum. Taşın altına elini sokacak idealist antrenörlere ihtiyacımız olduğuna inanıyorum.

Kariyerinizde aklınızda yer eden en büyük başarı hangisi?

Kariyerimdeki en büyük başarılar hiç şüphesiz WTA İstanbul’da Çağla’nın kazandığı şampiyonluk ve Olimpiyatlar’a gitmemiz. Kadınlar dünya sıralamasında 60 numaraya erişmek de çok önemliydi.

“Hayallerim kırıldı ama gururluyum”

“Hayallerim kırıldı ama gururluyum”Teknik direktörlük kariyerinin ilk sezonunda Derby County ile Premier Lig’in kapısından dönen Frank Lampard’ın adı şimdilerde Chelsea ile an…

Teknik direktörlük kariyerinin ilk sezonunda Derby County ile Premier Lig’in kapısından dönen Frank Lampard’ın adı şimdilerde Chelsea ile anılıyor. Lampard’ın Derby’yle geçirdiği sezonu ve olası Chelsea yolculuğunu ekibimizden Enes Koca değerlendirdi. Geçtiğimiz sezon başında Derby County’le anlaşarak teknik direktörlük kariyerine başlayan Frank Lampard, oldukça başarılı bir sezon geçirdi. Championship’i altıncı sırada tamamlayarak Premier Lig için […]

Teknik direktörlük kariyerinin ilk sezonunda Derby County ile Premier Lig’in kapısından dönen Frank Lampard’ın adı şimdilerde Chelsea ile anılıyor. Lampard’ın Derby’yle geçirdiği sezonu ve olası Chelsea yolculuğunu ekibimizden Enes Koca değerlendirdi.

Geçtiğimiz sezon başında Derby County’le anlaşarak teknik direktörlük kariyerine başlayan Frank Lampard, oldukça başarılı bir sezon geçirdi. Championship’i altıncı sırada tamamlayarak Premier Lig için playoff oynama hakkı kazanan Derby County, yarı finalde Leeds United'ı geçmesine rağmen finalde Aston Villa'ya mağlup olarak Premier Lig’e yükselme şansını kaybetti. Fakat takımın ortaya koyduğu performans, Lampard’ın antrenörlük kariyerinde seviye atlamasına yetecek gibi.

Filmi biraz geri sarıp Lampard’ın Derby kariyerinin satır başlarına bakalım. Sezonun ilk maçında Reading deplasmanına çıkan Lampard, şanına yaraşır bir galibiyetle teknik direktörlük kariyerine başladı. Maçın ikinci yarısının hemen başında 1-0 geriye düşen Derby County, çabuk reaksiyon vermiş ve beraberlik golünü bulmuştu ancak galibiyet golü için maçın sonuna kadar beklemeleri gerekecekti: Tom Lawrence, 90+4. dakikada attığı golle hocasına unutulmaz bir kariyer başlangıcı hediye etti. Lampard’ın maç sonunda yaptığı açıklamalar, ayaklarının yere ne kadar sağlam bastığını gösteriyordu:

"Bu her hafta olmayacak, bunun farkındayım. Kazanmayı hak etmedik, geliştirmemiz gereken çok fazla şey var ama bu kutlamamıza engel değil."

Derby County'nin dikkatleri üzerine çektiği maç ise Lig Kupası’ndaki Manchester United karşılaşması oldu. Maçın hemen başında geriye düşen Derby County, ikinci yarıda önce beraberliği yakaladı ardından da öne geçti, fakat 90+5. dakikada Fellaini’nin maçı penaltılara götüren golüne engel olamadılar. Kullanılan 15 başarılı penaltının ardından Derby kalecisi Scott Carson, Phil Jones’un penaltısını kurtararak takımını Lig Kupası’nda dördüncü tura taşıdı.

Lampard için bu galibiyetin farklı bir anlamı vardı. Chelsea’de beraber şampiyonluk yaşadığı hocası Jose Mourinho’yu mağlup etmişti. Maç sonu açıklamasında, "Savaştan çıkmış gibiyim. Çok erken geri düştük fakat Old Trafford’da en az onlar kadar iyi oynayıp kazanmak muhteşemdi. Gurur doluyum." ifadelerini kullandı.

Kaderin cilvesidir ki İngiltere Lig Kupası’nın dördüncü turunda Chelsea’yle eşleşen Lampard ve öğrencileri, deplasmanda oynadıkları karşılaşmada rakiplerine 3-2 mağlup olarak kupaya veda ettiler. Artık elde avuçta sadece Premier Lig hedefi kalmıştı. Sezonun son haftasında West Bromwich Albion’ı 3-1 mağlup ederek playoff’a kalan Derby County’nin, Premier Lig’e ulaşması için önünde sadece üç maç vardı.

Playoff yarı finalinde Leeds United’la eşleştiler. İlk maçı kendi sahalarında 1-0 kaybedip şanslarını zora sokmalarına rağmen deplasmanda aldıkları 4-2’lik galibiyet Premier Lig’le aralarındaki mesafeyi tek maça indirmişti. Lampard finale kaldıkları karşılaşmanın ardından yine duyduğu gururdan bahsediyordu.

"Teknik direktörlükteki baskı, futbolculuğa göre daha yoğun. Çok gururluyum. Premier Lig’e yükselmeyi çok istiyorum."

Premier Lig yolunda karşılarındaki rakip Aston Villa'ydı... Wembley’de oynanan final karşılaşmasına 40 bin Derby taraftarı gelmişti. Dengede geçen ilk yarının son dakikasında yedikleri gol, şanslarını zora soktu. Asıl felaket onları ikinci yarıda bekliyordu: Kalecilerinin boşa çıktığı pozisyonda topu ikinci kez filelerinden çıkarmak zorunda kaldılar. Maçın sonunda buldukları gol, geri dönüşe yetmedi ve Premier Lig biletini rakiplerine kaptırdılar. Lampard maç sonunda yine gururluydu ama bir farkla...

"Oyunculardan daha fazlasını isteyemezdim. Hayallerim kırıldı ama gururluyum."

Görece başarılı bu sezonun ardından Lampard, efsanesi olduğu Chelsea’nin yeni menajeri olma yolunda. Sarri’nin ayrılığından sonra teknik direktör arayışlarına girişen Chelsea, Temmuz ayında başlayacak yeni sezon çalışmalarına kadar Lampard’ı takımın başına getirmek istiyor ve bunun için Derby County'ye 4 milyon sterlin ödemek zorunda.

Chelsea - Lampard birleşmesi için en doğru zaman bu yaz olabilir. Bunun temelde iki sebebi var. İlki Chelsea’nin devam eden transfer yasağı... Mavilerin 2020 yazına kadar transfer yasağı bulunuyor. En değerli oyuncusu Eden Hazard’ı Real Madrid'e gönderen Chelsea, geçtiğimiz sezon başka kulüplere kiralanım yeni sezonda takıma dönecek isimlerle birlikte 40 oyunculuk bir havuza sahip.

Manchester City ve Liverpool gibi oturmuş iki takımın bulunduğu ligde şampiyonluk hedefi hayalcilik olacaktır. Bu iki zorlu rakip ve transfer yasağı, doğal olarak beklentilerin düşük olmasına yol açacak. Bu da Lampard’ın üzerindeki baskıyı azaltabilir ve kadroyu yeniden yapılandırma sürecinde ona yardımcı olabilir.

Sebeplerin ikincisiyse Manchester City’nin olası Finansal Fair Play cezası... Önümüzdeki sezon UEFA’dan ceza alma ihtimali bulunan Manchester City, istemeden de olsa eski oyuncusunun Chelsea kariyerine yardımcı olabilir. Manchester City’nin önümüzdeki sezon ligi ilk dört içerisinde bitireceğini varsayarsak, ceza almaları halinde Premier Lig’i beşinci sırada tamamlayan takım Şampiyonlar Ligi’ne katılma hakkı kazanacak. Takımı ilk beş içerisine atma hedefi Lampard için en gerçekçi ve ulaşılabilir hedef olacaktır.

Ollo Marketing